Mars Yıllıkları "Ray Bradbury" İnceleme - Fazlasıyla Bir Ray Bradbury Klasiği
Mars Yıllıkları - Ray Bradbury
"Fazlasıyla Bir Ray Bradbury Klasiği"
Merhaba dostlar. Daha yeni okuduğum ve kendisi hakkında bir şekilde fikirler edinmeye başladığım Mars Yıllıkları kitabını incelemek, sizlerle kitap hakkındaki bazı fikirlerimi paylaşmak için bu yazıyı yazıyorum.
Eğer siz direkt kitabın kimlere önerildiğini merak ediyorsanız; aşağı kaydırıp spoilersız inceleme kısmına geçebilirsiniz.👇
İncelemeye Başlamadan Öncesi
Çocukluğumdan beri tek bir türe sadık kalmamış çok farklı türde çok kitaplar okumuş biriyimdir. Bundan dolayı; bilim kurgu denince, fantastik edebiyat denince artık ne beklemem gerektiğinde ister istemez bir fikrim vardır. Yani ne kadar fikirler, kurgulanan hikâyeler değişmeye çalışsa da bu türlerin yapıları gereği, bu türdeki çoğu hikâyeler klişeleşmiş unsurlarla dolup taşıyorlardı. Pek az kitap, kendi türünün de ötesine çıkabiliyor; bunu yapmayı başarabilmiş kitaplardan da pek azı ünlü olabiliyordu. Bu biraz da bu iki türün okurundan kaynaklanıyordu.
Fantastik ortaçağ kurgu ve bilim kurgu kitapları türleri gereğince bu kadar sıkışmışken de ne zaman bu iki türde yeni bir kitap okuyacak olsam, okuyacağım kitaba karşı genellikle ön yargılı davranıyordum. Çoğu fantastik kurguyu ve bilim kurguyu da sırf bu ön yargımdan dolayı okumadığım; es geçtiğim söylenebilir.
Örneğin bir savaşçının intikamını yazan en az 100 adet fantastik kurgu kitabı vardır. Bir robotun bilinç kazanmasını yazan en az 1000 adet bilim kurgu kitabı vardır. Bir ejderha köyü mahveder... Bir adam klon olduğunu fark eder... Krallıklar arası savaş... Yıldızlararası savaş... Hiç kimsesiz bir çocuk kahraman olur... Bir bilim adamı kafayı yer ve dünyayı kaosa sürükler... Bütün bu motifleri ardı ardına görünce ve bu motifleri kullanan yazarların çoğu da "çok da yetenekli olmayan" yazarlar olunca, bu iki türün de kitaplarından ister istemez uzak durmaya başlamıştım.
Haliyle eğer bir bilim kurgu ya da fantastik edebiyat kurgusu okumayı kafama koyduysam; okuyacağım kitabın en azından konusunun klişeleşmiş olmaktan absürt derecede uzak, ilgi çekici olmasını diliyordum.
Özellikle distopya kurgularda bu geçerliydi. Bu kurgular kimi zaman birbirlerinin o kadar aynısıydı ki sadece konu olarak değil; kurgu, diyaloglar, atmosfer olarak bile aynıydılar. Neredeyse birebir aynı, tek yumurta ikizi olan kitaplarla dolu bir türdü distopya türü. O yüzden çevremdeki dostlarım bana itina ile distopya eserler önerseler de ben uzak durmayı tercih ediyordum. Onların önerdiği kitapların iyi olacağını da düşünüyordum düşünmesine fakat yegane zamanımı yeni şeyler keşfetmektense; tahmin edebileceğim şeyler üzerine harcamayı istemiyordum. George Orwell 1984 gibi birkaç eser okumuş benim için distopyalar genel itibariyle sona ermişti.
Sonra bir gün, lisede bir yarışmada ödül kazanan kardeşim; elinde bir kitap ile eve gelmişti. Kitabın üstünde "Fahrenheit 451" yazıyordu. Ray Bradbury'nin "Uğursuz bir Şey Geliyor Bu Yana" kitabını çok beğenmiştim fakat diğer kitaplarının çoğunun bilimkurgu ya da distopya olduğunu fark edince de yazardan ister istemez uzak durmuştum. Kitapsız bir zamanda bu denk gelen kitaba bir şans vermek isteyince de bir dahi ile tanışmıştım.
Ray Bradbury neden mi dahi idi? Olay örgüsü ya da oluşturduğu dünya ile değil. Hayır... Onlar da ilgi çekiciydi fakat tek iyi yaptığı şey bunlar değildi. Ray Bradbury denilen yazar; distopyanın hiçbir klişesine düşmemek için kendi garip iç dünyasından çıkan tasvirleri, inanılmaz derecede ilgi çekici bir şiirsel anlatı ile ve bir o kadar da ilginç karakterleri ile kitaplaştırmayı başarabiliyordu.
Kitap, kitapları yakan itfaiyeciyi anlatıyordu ve ana kurgu olarak inanılmaz klişelere düşüyordu fakat anlatı o klişeleri o kadar garip yerden tutup kurgusal olarak uzatıyordu ki okur olarak okuduğunuz şeyin bir distopyadan daha fazlası olduğunu hissedebiliyordunuz. İşte bu beni büyülemişti...
Karısının midesinin temizlenirken ki betimlemesi... Tanıştığı yabancı kızla diyalogları... İç diyalogları... İnsanlığın televizyona bağımlı olmasının sebeplerini anlattığı kısımlar... İnsanların neden cahilliği seçtiğini anlatış tarzı... Bradbury, sırf anlatı tarzıyla okunmaya değer bir dahiydi.
Ray Bradbury'i okudukça da onu daha fazla tanımaya başlamıştım. Ölüm Yapayalnız Bir İştir kitabı, bir yazarın iç dünyasına ve dünyanın yazara bakış açısına inanılmaz bir bakışla bakıyordu. Resimli Adamdaki kısa hikayelerin her biri film olabilecek konulara sahipti. Topraktan Dönenler kitabı ne kadar kısa ve basit bir kitap olsa da içindeki birkaç iç ısıtan nokta beni büyülemeyi başarabilmişti. Her bir kitabında bu yazarı daha çok tanımaya başladığımı hissediyordum. Artık o yazarın hareketlerini tahmin edebilir olmuştum.
Ray Bradbury'nin bir özelliği de şuydu. Kendisinin de dediği gibi bir bilim kurgu ya da korku romanı yazmaya çalışmıyordu. Kendisi, zamanında Poe'nun ya da Lovecraft'ın yaptığı gibi çöküş ve çürümenin elçiliğini yapıyordu ve kurguları da bu anlatıya bir araç olarak kullanıyordu. Genellikle insanlık ve toplumu sürekli eleştiriyor; bunu eleştirirken de absürt ve ilgi çekici hikâyeler yazmayı başarabiliyordu. Bu çoğu eleştirisi de göze parmak sokmak gibi değil de bıyık altından gülmek gibiydi. Zaten bu eleştirileri o denli bıyık altından yapmasaydı, Bradbury bu denli büyük bir yazar olamazdı. Bu... Bu işte bir yazarın, yapabileceği bir iştir.
O yüzden de yazarın bütün kitaplarını okumaya heveslenen ben şimdilerde Mars Yıllıklarını okumayı bitirmiş ve bu yüzden kitap hakkındaki yorumlarımı yazmaya başlamış bulunmaktayım. Kitabı okumamış insanlar için; kimler okumalı ya da kimler uzak durmalı sorularına da cevap verecek bir spoilersız inceleme olacak. Umarım keyiflice okursunuz.
Spoilersız İnceleme 👈
Bilim mi Kurgu?
Öncelikle şunu demem lazım. Bradbury, belki de tanışabileceğiniz en ilginç yazarlardan biridir. Kafayı yazar olmakla bozmuş; bir sürü başarısızlığa rağmen çabalamış ve sonunda bu yolda mahvolmanın aksine başarılı olabilmiş bir yazardır.
Amacı bilim kurgu kitabı ya da korku kitabı yazmak değildir. Amacı insanların; ekonomik sistemlerindeki, kültürlerindeki, ahlaklarındaki, inançlarındaki, bazı çatlakları bulup o çatlakları irdeleyecek hikâyeler yazmaktır. Bu hikâyeleri yazabilmek için de hayal gücünü kullanarak oluşturduğu mekanlar, olay örgüleri vb. unsurlar da kitabı ya bilim kurgu ya da korku edebiyatının içine ister istemez sokmaktadır.
Yani kısacası Bradbury, bu kitap özelinde özellikle söylüyorum, bilim kurgu yazmamaktadır. Bir toplumsal eleştiri ya da geleceğin öngörüş yapmakta; bunu yaparken de ister istemez kullandığı motifler bu kitabı bir bilim kurgu eseri haline getirmektedir. Bunu röportajlarında kendisi de dile getirmektedir. Özellikle Mars Yıllıkları kitabını bilim kurgu türünde bulunmadığını, bir fantezi kitabı olduğunu kendisi de söylemektedir.
Herhangi bir Bradbury kitabı okumamış insan için buraya kadar anlatılanların karışık olabileceğinin farkındayım. Belki de Bradbury okumaya başlamaya bu kitap ile karar verdiniz ve kitaptan neler beklemeniz gerektiğini bilmiyorsunuz. Bir Bradbury hayranı olarak boş boğazlık yapıp fazla detay verdiysem özür diliyor ve konumuza geri dönüyorum.
Mars Yıllıkları ya da Öyle Bir Şey
Mars yıllıkları, okurken en fazla Bradbury okuduğumu hissettiğim kitaplardan biriydi. Küçük ve kısa hikâyelerden oluşan ve Mars'ın kolonileşmesini anlatan kitap, bunları yaparken de ister istemez Amerika'nın kolonileşmesi ile bazı bağlantılar kuruyor; bu bağlantılar ile de insanlığı ve kültürlerini çok güzel bir dille alttan alta eleştiriyordu. Özellikle kitabın ilk yarısında bu paralellikler o kadar hoş oluyor ki kitabın hep öyle geçmesini dileyebilirsiniz fakat nafile... Bradbury, kitabın ortasında kim olduğunu hatırlıyor ve bir anda bilim kurgudan uzaklaşıp fantezi yazmaya başlıyor.
O yüzden kitabın iki yarısı olduğunu söyleyebilirim.
Kitabın ilk yarısı ki bu yaklaşık 100 sayfaya tekabül ediyor, aşırı derecede politik. İnsanların kendi dünyalarını terk etme sebeplerini, kolonileşme arzularının sebeplerini anlatırken; hem insanın kendi iç ve dış dünyasını eleştirel bir şekilde çok güzel anlatıyor. Bu ilk hikâyeler birbirlerini sürekli besleyen; her birinde yeni bir detay öğrendiğiniz ve o detayın bir sonraki hikâyede kullanıldığı gerçekten güzel hikâyeler. Bu sürekliliğin detaylarını irdelemek de okuyucuya zevk veren bir unsur.
Bu ilk 100 sayfada sadece kurgu ilginç değil... Kurgu hem eğlenceli, hem komik ve vurucu olmayı başarabiliyor. Bunları yaparken de sorgulatabiliyor. Mars'ı bir oyun alanı olarak kullanıyor ve bu oyun alanındaki insanları; kum havuzundaki kumdan kaleler ve şövalyeler gibi oynatıyor. Bradbury bir ressam olsaydı Mars Yıllıkları kitabındaki "Mars" onun tuvali olurdu.
Kitabın bu ilk anlattığım yarısına 10 üzerinden 10 vermemek için kendimi gerçekten iyi tutmam gerekiyor fakat... Fakat ne zaman kitabın ikinci yarısını okumaya başladım o zaman kitap hakkındaki bazı düşüncelerim değişmeye başladı. Neden mi?
Çünkü kitabın ikinci yarısında Bradbury, daha önce bahsettiğimin aksine, Mars'ı tuval olarak kullandığını unutmaya başlıyor. Kitapta anlatılan hikâyeler o kadar değişiyor ki anlatılan hikâyelerin marsta geçmesinin hiç bir önemi kalmamaya başlıyor. Kitabın ikinci yarısında Bradbury; Mars ile Amerika'nın bir benzetmesini yapan yazar Mars'ın bu ruhundan vazgeçmiş, Mars'ı şekillendirmek yerine Mars'ı kenara itmişti. Tuvali olmayan bir ressama dönüşmüştü kısaca...
Nasıl mı? Hemen açıklayayım.
Bradbury'nin eline bir çekiç verelim, bu onun eleştirileri olsun. Bu çekiçle örste bir şey dövecek. Dövdüğü metal çubuğa ise insanlık adını verelim. Örs de bu kitaptaki Mars olsun. Bradbury her bir eleştirisinde eleştirileriyle insanlığı dövüyordu fakat bunu yaparken de örs olan marsı zemin olarak kullanıyordu. Mars'ı, zamanının Amerika'sına benzeterek; kısacası insanların üzerindeki yarayı deşerek bu eleştirileri yapması eleştirileri değerli kılıyordu.
Hayır... Kesinlikle kitabın ikinci yarısının kötü olduğunu düşünmüyorum. Hatta çoğu "bilim kurgu" kitabından da kesinlikle daha iyi ve daha ilgi çekici hikâyeler barındırıyor. Eğer bu kitap Mars Yıllıkları değil de Uzay Yıllıkları olsaydı bu hikâyeler gerçekten de göze batmayabilirdi. Ama sürekliliğin olduğu, yılların sürekli ilerlediği bir kitapta eğer konu Mars ve onun yıllıklarından çıkanlarsa o zaman bu alakasız sayılabilecek kısa hikâyeler neden bir arada demek işten bile olmuyor.
Peki bu anlatıla gelen kısa hikâyeler kötü mü? Kesinlikle ilgi çekiciler ve kötü değiller. En azından çoğu... Fakat artık o kısa hikâyeler ve vermeye çalıştıkları mesajlar kolonileşme konusundan çıkıp klasik Bradbury insanlığı eleştiriyor konularına dönünce kitabın anlamından uzaklaşıyorlar. Kitabı okurken pek çok kısımda, "Klasik Bradbury... Poe hayranlığını göstermeden edemiyor." demedim değil.
Eğer ben Bradbury ile bu kitapla tanışıyor olsaydım aynı Fahrenheit da olduğum gibi yazarın düşünce dünyasına hayran olur ve daha çok kitabını okumak isterdim. Fakat çok fazla Bradbury okumuş olan ben Mars Yıllıklarının 100. sayfasından sonrasını fazlasıyla Bradbury klişesi buldum. Siz eğer Bradbury okumadıysanız bu ikinci kısımdan daha çok zevk alacaksınız demektir. Belki de Bradbury'e hayranlığınız o şekilde başlayacaktır.
Anlatılanları son bir kez toparlamam gerekirse şunları söyleyebilirim.
Kitap, Mars üzerindeki insan kolonileşmesini zemin olarak kullandığı kısımlarda hem güzel hikâyeler oluşturabiliyor hem de yerinde hikâyeler okutabiliyor. Fakat ne zaman hikâye Mars'ı zemin olarak kullanmayı önemsemiyor; o zaman içindeki hikâyeler kesinlikle rastgele hissettiriyor. Evet, insanlığın kendi sonunu getireceği düşüncesi güzel bir düşünce ve bu düşünceden oluşan bir hikâyeyi okumak zevkli... Fakat bunu bu tarzda, birbirinden kopuk sayılabilecek kısa ve alakasız hikâyelerle okumak ne kadar zevkli tartışılır.
Kimler Okumalı ya da Uzak Durmalı?
Eğer Bradbury ile tanışmadıysanız ve tanışmak istiyorsanız bence kesinlikle çok güzel bir başlangıç olabilir.
Bilim kurguların birbirinin aynısı olmasından sıkıldıysanız ve farklı şeyler tatmak istiyorsanız kesinlikle okumalısınız çünkü kitap bunu fazlasıyla veriyor.
Eğer siz de pozitif bilim inancına kör kütük inanılmasını mantıklı bulmuyor, bilime inanan insanların bir eleştirisini istiyorsanız kesinlikle bu kitabı ve diğer Bradbury kitaplarını da okumalısınız.
Kimler uzak durmalı konusunda işe şunları diyebilirim.
Ağır bir bilim kurgu kitabı bekliyorsanız, okuduğunuz kitapta karakterler ile empati kurup bir olay örgüsü bekliyorsanız, karakter gelişimine önem veriyorsanız bu kitabı size tavsiye etmeyebilirim.
Bilim kurgu sizin için ileri teknoloji, robot vb. motiflerse ve Mars Yıllıkları kitabından da böyle motifleri içermesini; bu motifleri içselleştirmesini bekliyorsanız bu kitaptan uzak durmanız gerektiğinizi söyleyebilirim.
Son Söz 👈
Bir Ray Bradbury hayranı olduğum söylenebilir. Çoğu kitabını okumuş biri olarak da Ray Bradbury'nin hem kalemine hem de düşünce dünyasına aşina olduğum da söylenebilir.
Kitap, Mars'ın kolonileşme hikâyesini anlattığı kısımlarda; Mars Kolonileşmesi ile Amerika'nın Kolonileşmesi arasında bazı bağdaştırmalar kurduğu kısımlarda gerçekten ilgi çekici hikâyelere gebe olabilmiş bir kitap. Özellikle ilk üç hikâye ilgi çekici, vurucu ve epey de kinayeli hikâyeler... Kitapta ilerledikçe ve hikâyeleri ardı ardına okudukça bu üç şeyin yavaşça ortadan kaybolduğunu, Bradbury'nin bu üç şeye daha az önem verdiğini gözlemleyebiliyorsunuz.
Kitap ilerledikçe konu Mars ve Mars'a gelen insanlar olmaktan çıkıyor. Bu da eleştiri zeminini Mars ve Mars'taki insanlar olarak kuran bu kitap için ister istemez anlamsızlığa çıkıyor. Bu kitabın içinde, "Neden bu kitapta böyle bir hikâye var?" diyebileceğiniz bir sürü hikâye var. Evet... Bu hikâyelerin yaptığı çoğu eleştiriye saygı duruyorum. Bradbury'nin; Poe ve onun kurduğu çürüme edebiyatına yaptığı göndermelere de saygı duyuyorum. Fakat sadece o kadar... Kitaptaki bazı hikâyeler sadece saygı duyabileceğimiz hikâyeler olmaktan pek öteye geçemiyor. Oysa kitap, ilk yarısı itibariyle bilim kurgunun en yüksek noktalarında dolaşabilmiş bir kitap...
Kitap, kısacası bir bilim kurgu gibi başlasa da aslında bir fantezi kitabı. Bunu Ray Bradbury kendi röportajlarının birinde de söylüyor. Bir bilim kurgu romanı beklemiş benim için ise bu durum bir hayal kırıklığıydı. Bunun bir sebebi de daha önce çok kez Bradbury okumuş benim için kitabın ikinci yarısındaki yazdığı hikâyelerin çok fazla tahmin edilemez olmayışıdır.
Ama bu kitap klasik bir Bradbury kitabı... Akıcı bir dili, ilginç kısa hikâyeleri, güzel bir anlatı tonu var. Bradbury'nin yazmış olabileceği en güzel kitap olacakken yolunu şaşırmış ve ancak klasik bir Bradbury kitabı olabilmiştir. Benim gözümde normal kitap standartlarında gerçekten iyi bir kitapken Bradbury standartlarında ortalama kalan bir kitaptır.
Bir bilim kurgu romanı olarak Bradbury'nin yazdığı Fahrenheit daha iyi bir kitaptır. Kısa hikâyeler kolaj kitabı olarak ise Resimli Adam, Mars Yıllıkları'ndan daha iyi bir kitaptır.
Kısacası Mars Yıllıkları'nı herkese tavsiye ederim. Kitap iyi bir kitap. Bu kitap eğlendirir, merak ettirir ve mutlu eder fakat Bradbury'nin diğer kitapları arasında o kadar da parlayabilecek bir kitap değildir. Ama bana sorarsanız kesinlikle en iyi Bradbury başlangıç kitaplarından biridir. Çünkü bu kitap fazlasıyla bir Ray Bradbury klasiğidir.
Okuduğunuz için teşekkür ederim. Başarısız yazar size iyi günler diler.
Yorumlar
Yorum Gönder