Leonardo'nun Yahuda'sı "Leo Perutz" İnceleme - Her Günâh Aynı Değildir
Leonardo'nun Yahuda'sı - Leo Perutz
"Her Günâh Aynı Değildir"
Merhaba dostlar. Daha yeni okuduğum ve kendisi hakkında bir şekilde fikirler edinmeye başladığım Leonardo'nun Yahuda'sı kitabını incelemek, sizlerle kitap hakkındaki bazı fikirlerimi paylaşmak için bu yazıyı yazıyorum.
Eğer siz sadece incelemeyi merak ediyorsanız spoilersız inceleme kısmına geçebilirsiniz.👇
Kitaba Nasıl Denk Geldim?
Fazla kitap okuyan biriyseniz her zaman kafanızda okuyacağınız bir kitap bulunur. Sıradaki kitabım bu olacak, ondan sonra bunu okuyacağım fakat araya da şu kitabı sıkıştırabilirim gibi bir sürü planla gezersiniz kafanızda.
Bu durum beni her zaman rahatsız etmiştir. Planlı bir şekilde ilerlerken keşfedemeyeceğim bir sürü kitabın olacak olması düşüncesi...
O yüzden arada bir kitapçıya gider rastgele bir kitap alır ve onu okurum. Alacağım kitabın da ucuz olmasına özen gösteririm.
Leo Perutz'un Leonardo'nun Yahuda'sı da benim için o kitaplardan biriydi. Kitapçıya gittim, rastgele bir kitap seçtim. Ne yazarının kim olduğunu ne de ne anlattığını biliyordum fakat şansım o denli yaver gitmişti ki belki de son zamanlarda okuduğum en iyi kitaplardan birine denk gelmiştim.
Bu incelemede ne Leo Perutz'dan ne de Leonardo Da Vinci'den bahsedilecektir. Çünkü ikisi de kendisi hakkındagerçek anlamda çok az şey bildiğim iki isimdir. O yüzden kısaca kitaptan bahsedeceğim ve incelememi öyle sonlandıracağım.
Spoilersız İnceleme 👈
Katalizör Leonardo
Öncelikle, kitaba şans eseri denk geldiğim ve plansız bir şekilde okumaya başladığımı söylemem gerekir. Kitap, ne kadar da Leonardo Da Vinci'yi kitabının başlığında yer etmiş olsa da kitap aslında Behaim adlı bir tüccarın hayatındaki küçük bir kesiti anlatmaktadır. "Peki Da Vinci kitabın neresinde?" diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Bu küçük hayat kesitini önemli kılarak bir kitapa dönüştüren şey .. İşte o şey Da Vinci'dir.
Da Vinci aynı bizim gibi Behaim'in hayatındaki bu kesite denk gelir ve aynı bizim gibi bu hayat kesitinden bir ders, bir eleştiri belki de bir yorum çıkarır. Yani kısacası Da Vinci ne kadar da kitabın içinde bir karakter olsa da aslında bizim gibi bir seyircidir. "Da Vinci, bu hayat kesitinin bir hikâye olmasına sebep olan katalizördür." desek yanlış olmaz diye düşünüyorum.
Da Vinci karakterinin son bir yorumuyla kitap sona erer ve kitabın anlamı Da Vinci ile birlikte hayata geçer. Neden Da Vinci ile kitap arasındaki bağlantıyı bu denli uzun uzadıya anlattığımı merak edebilirsiniz. Çünkü kitabın isminde Leonardo geçiyor ve çoğu insan da bu kitabı Da Vinci'nin hayatından bir kare olarak düşünerek okumak isteyecektir. Ama aslında kitap Da Vinci'yi de aynı bizim gibi seyirci rolüne koymaktadır.
Bu durum, düşünülenin aksine daha iyi bir sonuç oluşturmuştur ve ben bu sonuca bayıldım. Da Vinci gibi bir karakterle aynı hikâyeyi yorumlamak inanılmaz iyi bir okuma zevki veriyor desem yanlış olmaz. Bu durum, hem kitabın içindeki hikâyeyi hem de kitabı bence daha fazla yücelten bir durumdur.
Hangi Günah Senin Hangi Günah Benim?
Kitap, Da Vinci ile başlar. Da Vinci "Son Akşam Yemeği" çizimindeki bir eksiği tamamlayamamaktadır. Bu eksik de Yahuda'nın yüzüdür. Yahuda ki kibrinin kölesi olarak İsa'ya ihanet etmiş ve çarmıha gerilmesine vesile olmuştur.
Şehirde bir sürü günahkâr atfedebileceğimiz insan vardır fakat Leonardo o insanlardan hiçbirinin yüzünün Yahuda'nın yüzü olabileceğini düşünmez. En günahkâr olan insanlardan bile bahsedilir fakat Leonardo o insanların yüzünü kullanmak istemez. Çünkü Leonardo'ya göre her günah farklıdır. Her günah farklı olduğu için de her bir günahkarın yüzü de farklıdır. Kısacası Leonardo'nun gözünden anlatmamız gerekirse; Leonardo, Yahuda'nın yüzünü taşımakta olan Yahuda'ya yakışır bir günahkâr aramaktadır.
Al Gülüm Ver Gülüm
Buradan sonra hikâye borcunu tahsil etmek için şehre gelen Behaim'in bir kıza aşık olma hikâyesine döner. Bu hikâye inişli çıkışlı ve ters köşelerle dolu bir hikâye olmasına karşın biraz da basit ve olağan bir hikâyedir. Hikâye nasıl basit bir aşk hikâyesi gibi başlasa da hikâyedeki isimlerin, karakter gelişime uğramaları hikâyeyi dinamikleştirmektedir.
Yazar Leo Perutz, hem atmosferi hem de karakterleri canlandırmada inanılmaz derecede yetenekli davranmıştır. Hikâyenin geçtiği zamana seni sokmak için karakterlerin yaşam tarzlarını, konuşma biçimlerini ve konuştukları detayları o kadar ince işlemiş ki 170 sayfa olmasına karşın kendinizi İtalya'nın sokaklarında hissetmeniz işten bile değil.
Mesela çoğu şeyi üstünkörü anlatıp geçmemiş. Behaim karakterini olay örgüsü boyunca sürüklerken; o dönemdeki yazarların ve ressamların nasıl yaşadığına dair irdelemelerde de bulunmaktan çekinmemiştir. Bu irdelemeler de ne sıkıcı derecede uzun ne de yersiz hızlıydı. Hikâye ile bağlantısı çok da uzak olmayan fakat tarihi bazı olguları anlatarak okuyucunun zihnini aralayan irdelemelerdi.
Ya da o dönemin siyasetinin nasıl olduğunu... Sokaktaki insanların tutumunu... Adalet sistemini ya da o zamanki toplumsal normları... Bütün bunlar tam yerinde; 170 sayfalık bir kitap okuyan bir insanın ihtiyacı olacağı kadar işlenmiştir. Bu.. Kitap için övülesi bir şeydir.
Ama dediğim gibi bu hikâye basit bir borç tahsil etme ve aşk hikâyesidir. Tabi ki de bu kitabın yazılmasının asıl amacı da bu hikâye değildir. Ne zaman bu hikâye biter ve Leonardo Da Vinci bir kez daha koltuğa oturur; kitap aslında o zaman amacına ulaşır.
Takdire Şayan Bir Hikâye
Yazarın verebileceği hayat dersini vermek için basit bir hikâye kurgulamaması gerçekten takdire şayan. Leonardo Da Vinci'yi ana karakter yapıp bütün hikâyeyi onun gözünden anlatabilir ve risksiz bir hikâye ortaya koyabilirdi. Fakat yazar aynı Da Vinci'yi de bizim gibi bir seyirci konumuna alarak hem Da Vinci'yi yüceltmiş hem de okurun Da Vinci'nin dehasıyla daha fazla empati kurmasına sebep verebilmiştir.
Karakterlerin gelişimindeki ters köşeler, hikâyenin bazı noktalarındaki detayların daha sonra ortaya çıkması (foreshadowing) da hikâyeye güzellikler ekleyen unsurlardı.
Hikâye, hem içindeki utangaçlık ve arzulama dürtüsü içeren aşk hikâyesiyle içinizi ısıtırken hem de bu hikâyeye eklediği bazı unsurlar ile sizi rahatsız edip diken üstünde tutabiliyor. Bütün bunları çok sade bir dille 170 sayfada yapması ise işte bu hikâyeyi takdire şayan kılıyor.
Son Söz 👈
Kitap, Da Vinci üzerinden hikâyeyi anlatmayarak çok zekice bir kurgu oluşturuyor. Da Vinci'yi bir katalizör olarak kullanıyor ve kitabın sonunda Da Vinci'nin Behaim denilen adamın hayat hikâyesini yorumlamasıyla da Da Vinci'yi seyirci yerine koyuyor. Da Vinci, aynı bizim gibi hikâyeyi görüyor, dinliyor ve en son bir çıkarımda bulunuyor. Bu Da Vinci'yi alçaltmak yerine daha da yüceltiyor. Çünkü okur, aynı kendisi gibi olayları seyreden Da Vinci'nin çıkarımından bir ders alıyor. Bu kurgu, gerçekten de takdire şayan.
Kitap boyunca Behaim'in borç tahsil etmeye çalışmasını ve yaşadığı kısa süreli bir aşk hikâyesini okuyoruz. Bu kısa hikâyeyi anlamlı kılan da aslında Da Vinci'nin bu kısa hayat kesitine yaptığı yorum oluyor. Biraz daha derin düşünürsek, yazarın Da Vinci'nin gözünden basit bir hikâye anlatmasından da böyle bir anlatıyı kullanmasının daha yüce olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü aslında bu basit hikâyenin kitap olmasını sağlayan şey Da Vinci ve onun hikâyeye katalizör gibi etkisi olabilir.
Peki kitap ne anlatıyor?
Da Vinci, "Son Akşam Yemeği" adlı resmini bitirmek için kibrin temsili olan Yahuda'nın yüzüne bir referans aramaktadır. Evet... Dünya da bir sürü günahkar vardır fakat Leonardo alelade bir günahkar yerine kendi Yahuda'sını aramaktadır. Leo Perutz ve onun kaleminden referansla çıkan Da Vinci, bize her günahın şahsına münasır olduğunu ve her günahın farklı olduğunu anlatan bir hayat dersi vermeyi bu kitapta başarabilmiştir. Bunu yapabilmek için ise dahice bir kurgu ile Da Vinci'yi seyirci rolüne koymuştur.
Kitap, içindeki bazı klişeleşmiş hikâye unsurlarına rağmen iyi yazılmış, alttan alttan ilerleyen ve mantıklı şekilde gözler önüne serilen karakter gelişimleri ve göze batmayan ters köşeleriyle birlikte gerçekten de takdire şayan bir hikâye ortaya koyuyor.
Kitap 170 sayfayı inanılmaz verimli bir şekilde kullanıyor. O zamanların İtalya'sı hakkında bilmeniz gereken her şeyi gereksiz detaya girmeden verebiliyor. Karakterlerin iç dünyalarına gereksiz uzatmadan girip karakter gelişimlerini hissettirebiliyor. Vermek istediği hayat dersini gözümüze sokmadan verebiliyor. Ve dediğim gibi bütün bunları 170 sayfada yapabiliyor.
Kısacası kısa bir hayat dersi okumak isteyenler için biçilmiş kaftan bir kitap. İçinde bazı felsefi sorular ve bu felsefi sorulara kısmı cevaplar barındırıyor. Böyle bir hikâyenin okunabilmesini sağlayan da yazarın kendisi değildir de kimdir?
Son zamanlarda okuduğum en iyi kısa hikâyelerden biri olmasıyla birlikte herkese önerebileceğim kitaplardan biri. Akıcı, sürükleyici ve merak ettirici bir kitap. Evet, kitabın sonunda bir şeylerin ters gideceğine dair hissiniz içinde sürekli filizleniyor fakat kitap bunu da kotarmayı başarıyor ve bu hissi de aşarak tatminkâr bir son yazabiliyor. Leo Prutz, benim son zamanlarda keşfettiğim en iyi yazarlardan biri olabilir. Fakat daha fazla kitabını okumadan fazla şey söylemek istemiyorum.

Yorumlar
Yorum Gönder